Bazı duygular, bazı adamlar: Bulantı

Zeki Demirkubuz’un yeni filmi Bulantı Başka Sinema salonlarında vizyonda. Keyifle izlenen, müthiş bir karakter çalışması var karşımızda. “Bazı duygular bulantı gibidir. Ne hazmedebilirsiniz, ne de çıkarıp kurtulabilir.

ELİF

Zeki Demirkubuz’un bizzat canlandırdığı Ahmet; ellili yaşlarında, akıl-fikir işleri yapan mühim bir şahsiyetmiş. Basın bülteni öyle diyordu. Film boyunca mühim olup olmadığını anlayamıyoruz ancak yoğun çalışma saatlerine tabi olmayan, istediği zaman uyuyup uyanan, ortalama bir evi, arabası ve bütün işlerini gündelikçiye yaptırabilecek kadar parası olan bir adam bu. Yatmadan kitap okuyor, öğrencileri var, onlara da kitap okuyor. Okumuş bir adam. Yaşlanmaya başlamış. Karısı ve kızı var. İlk sahnelerde kavgalı olduklarını görüyoruz. Eşi Elif kızlarını da alıp bir yere gidecek oluyor, Ahmet problemi konuşalım öyle gidin diyor ancak Elif dinlemiyor. Belki suçlu psikolojisiyle, belki karısını önemsediğinden, dertleniyor gibi böyle gitmelerine. Elif’in kafasında dönüşü olmayan bir gidiş mi bu, geçici mi bilemiyoruz; Demirkubuz bizimle paylaşmıyor bu bilgiyi ancak geçirilen kaza sonucu dönüş olmuyor. O neşeli kız ve veda anında kocasının yüzüne bakmayan Elif bir daha dönmüyor.

6

ASLI

Ahmet ailesini yolculadıktan sonra eve bir kadınla dönüyor. Belki de Elif’in problemi bu, ihaneti öğrenmiş olması, bilemiyoruz. İkinci kadının adı Aslı. Kariyer sahibi, düzgün konuşmasını bilen, kendi ağzından duyduğumuz kadarıyla erkek arkadaşına baskı yapmayan, herhangi bir şey talep etmeyen biri. Modern zaman ilişkilerinden biri yaşadıkları. Ahmet’e değer verdiğini, belki biraz da sevdiğini anlayabiliyoruz. Eve girmeden kapıda duraklıyor her seferinde; içeri girişin seks demek olduğunu biliyor, Ahmet de girersen gir girmezsen girme havasında ancak her defasında giriyor Aslı. New York’a taşınırken Ahmet’i arkasında bırakmaya hazır değil. Buzdan bir adam için ne çok duygu besliyor. Neyse ki gider gitmez tanıştığı biri sayesinde bu apatik erkeği çabucak hayatından çıkarabiliyor. Ahmet’ten kurtuluşu ölümle olmuyor.

21

ÖZGE

Özge bir Sex and the City kadını gibi. İçkili ortamda karşılaştığı eski öğretmenine kur yapıyor, numarasını veriyor ve aldığı cesaretle aynı gece arıyor. Bu sahne Ahmet ile ilgili en büyük ipucunun seyirciye verildiği bölüm. Yatağında uzanmış kitap okurken çalan telefon o gecenin seksle bitmesi demek. Ahmet bir telefona bakıyor, bir odaya. Sıcak yatağında uykuya teslim olmadan önce birkaç satır daha okuyacakken giyinmesi, süslenmesi, sohbet etmesi, kur yapması vs. gerektiğini düşünüyor. Zor geliyor bu süreç. Seks onun için o kadar da önemli değil galiba. Kendini herkesin ve her şeyin önünde tutan bir adam o. Özge’yi başka bir boş vaktinde de çağırabilir, rahatlık daha önemli o an. Öyle de oluyor, canı sıkılınca arıyor Özge’yi, kız yıllardır kurduğu öğretmen fantezisini gerçekleştirmek için Ahmet’i evine davet ediyor ancak bir sorun var. Masumiyet ve Kader’den tanıdık bir ilişki içerisinde, belalısı var. Ahmet ile yollarının ayrılışı, hastanelik olması ile gerçekleşiyor. Sex and the City izlemiş özgüveni eksik, ezik bir Türk kadını olduğu anlaşılıyor. Ahmet ve yaşamına değen kadınlar…

2

İLHAN

İlhan, kapıcının küçük oğlu. Beşiktaş formasını üzerinden çıkarmıyor, gözlerini televizyondan ayırmıyor. Bodrum kattaki kapıcı dairesinde çekmeyen kanalları, annesinin gündeliğe gittiği Ahmet beylerin evinde izliyor. Ahmet hayatı boyunca tatmin olamamış biri gibi. Kariyer yapmış, evlenmiş, çocuğu olmuş, güzel kadınların ilgisini çekiyor ancak hiçbiri umurunda değil. Her gün evine gelip sessizce çizgi film izleyen bu çocuk için bir şey yapmak istediğinde bile hediyeyi başkasına aldırıyor. Para harcayarak, rahatını bozmadan birilerini mutlu edebileceği düşüncesinde. İlhan ile hikayelerinin devamını görme şansımız olsa büyük ihtimalle şöyle olurdu: Çizgi film dünyasında yaşayan edepli çocuğa başka hediyeler alır, bayramda falan elini öptürürdü. Ancak çocuk konuşmaya başlayıp bir şeyler talep ederse Ahmet hemen geri çekilir, donuklaşır ve onu hayatından çıkarmak için ölü taklidi yapardı. Ahmet’in hayatındaki herkese az çok yaptığı bu, ölü taklidi. Ailesinin yanına gitmeyişi, iletişim kurmak isteyen kardeşini kısa ve ters cevaplarla karşılayarak her seferinde para verip yollayışı hep bundan. Kardeşi kalkıp gitmez belki diye otomobiliyle evinden uzağa bırakan biri o.

9

NERİMAN

Neriman, büyük ihtimalle kapıcı kocasını kaybetmenin ardından aynı apartmanda görevi üstlenen bir kadın. Genelde öyle olur. İki çocuğuyla yaşam mücadelesi veren, Ahmet’in ölen karısı Elif’i çok seven biri. Elif’in gidişinin ardından Ahmet’i yalnız bırakmıyor, evi çekip çeviriyor. Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım tadında ama asla soğuk ya da çıkarcı değil. İçten, yaklaşımı düzgün, herkesin anlaşabileceği biri gibi. Bu tıkır tıkır işleme durumu bir noktada Ahmet’in ilgisini çekiyor. Neriman ve çocuklarını kendi ailesiymiş gibi sofraya alıp “okul nasıl” muhabbeti yapıyor. İlgileniyor görünüyor, kendini ilgilenmeye zorluyor. Neriman, Ahmet ile ilgilenmeyi Elif hanımına borç biliyor aslında, kendine emanet edilmiş gibi davranıyor. Ahmet ise kadınlardan görmeye alıştığı ilginin bir uzantısı olarak yorumluyor bunu zaman zaman. Garip bir kimya oluşuyor aralarında.

1

AHMET

Çevresindeki insanlar üzerinden tanımlamaya çalıştığımız Ahmet, ilk bakışta kibirli görünebilir. Peki, nedir kibir? Kendini beğenme, başkalarından üstün tutma. Oysa Ahmet’in sadece mutsuz biri olduğunu iddia etmek mümkün. Mutsuzluğunun sebebiyse tatmin olamaması. Sevdiği konularla bağlantılı bir iş yapıyor ancak başarılı olduğuyla ilgili ipucumuz yok. Gidip geliyor okula. İşine tutkuyla bağlı değil ya da büyük bir keşfi yok. Bir kadınla evlenmiş zamanında, mutlu olmak amacıyla ama olamamış. Olsa herhalde başka bir kadınla görüşmezdi. Yaşı elli ancak tek çocuğu var. Kocaman bir ailem olsun, boy boy çocuklarım olsun dememiş, çocuk mevzusu da onu fazla heyecanlandırmamış gibi. Seks konusu sürekli kafasında değil, denk gelirse yaşanan bir şey. Ailesine tutkun değil. Dini ritüellerle bağı yok. Kardeşini beğenmiyor… Olmamış işte. Bu hayat onu tatmin etmemiş. Günler geçiyor, Ahmet sürükleniyor. Ne yani, kibirli görünmemek için boş beleş kardeşine daha mı tutkun görünseydi? Sevmediği Aslı’ya içinden gelmese de “gitme” mi deseydi? Karısının önüne atlayıp durdurması mı lazımdı yoksa? Hayır. Sahip oldukları umurunda değilken, kaybetmemek için çabalamasını bekleyemeyiz. Gelen gelir, giden gider. Nasılsa hiçbiri onu tatmin etmiyor. Ne aradığını da bilemiyoruz öte yandan, büyük ihtimalle artık bir şey aramadığı için. Sabah oluyor, akşam oluyor, bir kitap bitip diğeri başlıyor. Kahvaltı, akşam yemeği, gazeteler. Asansör bir yukarı çıkıyor, bir aşağı iniyor. Ara katta durduğu an heyecan verici ancak uzun sürmüyor.

Zeki Demirkubuz mükemmel bir karakter çalışması yapmış ve hiç de fena oynamamış. Filmin görüntü yönetimi fazla süslü değil ancak hatasız. Final bölümüyse Yeraltı’da olduğu gibi sessiz ve hipnotik. Üstelik Yeraltı’nın en zayıf kısmı finaldeki bu denemeyken,Bulantı’nın en güçlü kısmı yani bu kez başarmış Demirkubuz.

kaynak: Serkan Çellik http://serkancellik.blogspot.com.tr/2015/10/baz-duygular-baz-adamlar-bulant.html

Leave a comment